Dünya tarihi: 21.11.2021

Kalan hayatımın birinci günü

Çocukken ve ders çalışırken en fazla kulağıma yapışan söz annemin ‘dikkatini ver’ uyarısıydı. Halbuki dikkatimi azami derecede veriyordum ama göremiyordum havuzu dolduran suyun devridaim işleyişini. Belki de musluk ile gideri arasındaki mücadeleyi anlamlandıramamıştım. Kimse de bir havuzu neden sürekli doldurup boşalttığımıza dair makul bir gerekçe vermiyordu o yıllarda. Havuzun musluklarını bir büyük açar ve yine bir büyük o havuzun suyunu boşaltırdı da bunun gizemli bir sebebi olduğunu kimse dillendirmezdi. Kim bilir, belki aralarında havuzu neden sürekli doldur-boşalt yaptıkları konusunda hemfikirdiler veya değildiler, ancak mutlaka ben çocuğum diye bu tür ‘teknik’ bir konuyla kafamı karıştırmıyorlardı. Nasılsa bir gün ben de büyüyünce öğrenecektim onların havuzla neden bu kadar kafayı bozduklarını. Sorun şuydu ki verdikleri problemi çözemiyordum; daha doğrusu verilen çözüm şablonu ile çözüyordum da ne problemin çıkış noktasını ne de çözümün gidiş yolunu anlamıştım. İşte, nirengi noktasını es geçince de ne kadar dikkatini yoğunlaştırmaya çalışırsan çalış, problemin bir yerinde hayal âlemine dalmaktan kurtulamıyordum. Zaten bizim havuz problemi çözmeye dayattırıldığımız yıllarda gerçek bir havuzu gören -havuza giren demiyorum- çevremdeki çocukların oranı ihmal edilebilir küçüklükte bir sayıydı. Gerçi biz şanslıydık, o dönem Türkiye’nin en büyük ilçesinin en büyük mahallesinde yaşıyorduk ve bana devasa gelen çocuk parkının tam ortasında fıskiyeli bir süs havuzu vardı. Bazen, yazları içinde renkli balıkların yüzdüğünü görürdük, bazen de İstanbul’a yeni göç etmiş ailelerin çocuklarını o süs havuzuna, memleketlerindeki çay veya göl niyetiyle girip serinlediklerini şaşkınlıkla izlerdik. O yıllarda çoğu şey gibi bir süs havuzuna eğlence amaçlı girmek de yasaktı. Hoş, biz şehirliler yasaklara ilk ayak uyduran kesimdik galiba, çünkü havuza girmek çok sıra dışıymış gibi gelirdi çocuk aklıma. Bir havuzun sadece problemi çözülmeliydi. Evet, o yıllarda havuzların problemi insanlarınkinden epey öncelikliydi sanırım.

Konuyu gereğinden fazla uzattım. Değinmek istediğim, dikkati yoğunlaştırmak üzerine. Modern matematik adı altında havuzları, bir çocuğa, problemli varlıklar gibi göstermek hiç de dikkat çekilesi iş değildi. Hele bir de bu işi sıkıcı ünite dergileri içerisinde Da Vinci şifresi gibi anlatıyorsan. (Ah, Tombul Matematik sen de az kanatmadın beynimi!) Onun yerine, tüm matematik problemlerini televizyondaki reklamların içerisine koysalardı –hani şimdilerdeki ürün yerleştirme gibi- o zaman daha akıllı olma şansımız artardı. Ya da ne bileyim, belki de o kısacık çizgi filmlerin içerisine sıkıştırsalardı bütün bir nesil şimdi harika çocuklar yetiştiriyor olabilirdik. Hiç unutmuyorum, bir keresinde Süpermen, çizgi film dizisinde Luiz’i kötü adamın elinden kurtarmakla dünyayı kurtarmak arasında kalmıştı. Neyse ki ikisini de tek çözümde (2-in-1) birleştirmeyi başarmıştı o keskin zekasıyla. O sahnede kötü adam, Luiz’i elektrikli bir kesici mekanizmaya -yirmi yıl sonra isminin ‘konveyör’ olduğunu öğrendiğim bir mekanizma- bağlamıştı ve Süpermen dünyayı kurtarmaya giderken hızla çarparak trafoyu devirmişti de Luiz kurtulmuştu. (O yaşlarda tek bir sorunu çözmekle insanların hayatlarının kurtulacağına hemen inanıyor küçük insanlar.) Yine yirmi yıl sonra öğrendiğim kadarıyla Süpermen’in izlediği bu çözüm yolu, son yirmi yıldır okuya okuya doyamadığım yapay zeka yordamlarının bir kıvılcımıydı belki.

Yine konuyu dağıttım. Dikkatimi vermem lazım!! Ben çocukken annem ayda veya üç ayda bir kez -o yaşlarda zaman mefhumum biraz karışıktı sanırım- sinemaya götürürdü. Yedi, sekiz yaşlarımdayken bizim Kripton’lu Süpermen’in bir macerasında, bu kez Luiz’i hayata döndürmek için Dünya’yı ters döndürerek zamanı geriye sardığı bir sahneyi hatırlıyorum. Sahne diyorum ama aslında orada ben de vardım. Süpermen’i beyazperdede izleyen şanslı azınlıktaydım ve onu izlemenin yanı sıra onunla beraber uçuyordum tek kolum önde, diğeri belimde. Evet, ne diyordum; Süpermen zamanı geri sardı ve her şey düzeldi. Eve dönerken aklıma takılan bir soru kalmıştı ama: Süpermen zamanı geri sararken diğer herkesin belleğinin bir kısmı silinmişti de kendisi nasıl her şeyi hatırlıyordu. Öyleyse zamanı gerçekten geri sarmış sayılır mıydı? Gerçi bu soru sonraki kırk yıl boyunca aklımdan çıkmadı, ancak konuşmak istediğim bu soru da değil. Filmi izlerken öylesine dikkat kesilmiştim ki dediğim gibi adeta içerisinde ben de vardım; belki de Klark Kent bendim ya da o olmak istiyordum. Yoksa neden eve döner dönmez anneannemin gözlüklerini kendime takarak dolaşmıştım ki saatlerce. Havuz problemi çözemiyordum ama Süpermen’in problemlerini tamamen içselleştirmiştim! İşte bizim neslin Süpermen kompleksi diye isimlendirebileceğimiz bir tarafı varsa böyle bir psikolojiye işaret ediyor olabilir. Yani her şeyi yaparız, hallederiz şiarıyla çalakalem girişmek. Kervan yolda düzülmez mi zaten?! Neyse ki seksenlerin ortasında MacGyver imdadımıza yetişti de her türlü ahval ve şerait içinde dahi çözüm geliştirme umudu aşıladı o dönemin maceraperest çocuklarına.

Yedi, sekiz yaşlarımda ilk satranç takımımı almıştı annem. Kendisi oynamasa da benim öğrenmemi istemişti belli ki. Oyunun kurallarını öğrendiğimde dehşete düştüğümü anımsıyorum. Her taşın ayrı karakteri vardı. Hepsinin gidiş yolları farklıydı. Ve ben hangisiyle hareket edeceğime bir türlü karar veremez hale gelmiştim adeta. Düşünün, daha oyunun başındayken on altı tane taş var hemen hemen hepsi harekete hazır bekliyor. Tamam, bunların bazıları ilk hamlede hareket edemez, ancak hareket etmek için sabırsız seslenişlerini duyar gibi oluyordunuz. İşte, dikkat vermek böyle bir şey olsa gerek. O satranç taşının hareket etmek istediğini bile hayal etmek. Kardan adam yaptığımızda da bu duyguyu bilinçsizce yaşamıyor muyduk; aksi halde neden o üşümesin diye kaşkol takıyorduk boynuna. Satranç taşları arasında en düşük rütbeli ve bu yüzden sayıları en fazla (iki tarafta sekizer) olan taşın durumunu anlamak, neredeyse Şah kadar zordu. Oyunun kurallarına göre Şah yenemez, ancak sıkıştırılıp yenme tehdidine doğrudan maruz bırakılınca mat edilmiş sayılabilir. Piyon ise en sık yenen taş olması nedeniyle Şah’ın karşıtı gibi gelirdi bana. Tek ortak yönleri ikisinin de bir hamlede sadece tek kare uzağa gidebiliyor oluşuydu. Piyonunki kısıtlı yöndeydi gerçi; o sadece ileriye gidebilirdi ve bazen ileri çaprazındaki karşıt taşı yemek üzere çapraz yol alırdı. Piyon hiçbir zaman geriye gidemezdi. Bu bir hak ihlali mi bilemem, bunu oyunu geliştirenlere sormak gerekirdi. 1400 yıllık bir oyun için sanırım sorgulanmamış husus da yoktur. Neyse, piyonun özel bir an yaşadığı durumlar nadir olarak gerçekleşebiliyordu bereket versin; karşı tarafın en uzak safına ulaşırsa vezir olabiliyordu. Şah değil ama şahın en yakın adamına dönüşebiliyordu. Sonraları bu şanslı piyonun sadece vezir değil, keyfe bağlı olarak kale, fil veya at olabildiğini de öğrendim. Satranç tahtasında Süpermen yine bir işler çeviriyor olmalıydı. Zamanı geri döndürmese de piyonlara bir umut aşılamıştı. Öyle bir umut ki geriye gitme imkânı tanınmamış o piyonlardan bazıları bir dereceye ulaşabilirse tahtanın her yerini gezebilecek kudrete sahip bir vezire dahi dönüşebilecekti. Şahın bile bu denli gücü yoktu. Öyleyse bütün piyonlarımı vezir yapmalıydım. Sorun şu ki karşı tarafın taşları piyonlarımı hızlıca yiyorlardı. Bu yüzden de elimde kalan piyonlarımın her birini çok iyi korumalıydım. Baskı, dikkati bozar mı??

Bir sonuç yok. Sorunun yanıtı herkeste farklı. Yanıtı bulmak için aramak gerekiyor, aramak için ise sorunun ne olduğunu anlamak. Bir piyon için sorunun ne olduğunu anlamak zorunluluğu yok. Bu iş, oyun kurucunun. Piyon için önemli olan Süpermen’in ona görünüp görünmeyeceğidir. Belki de kendisinin Süpermen olduğuna inanması gerekecek. Bu noktadaki tek gerginlik unsuru, oyun ilerledikçe zaman baskısının artması. Tıpkı insanlar yaşlandıkça zamanın daha hızlı akması gibi.

Bugünlük yazımı da tamamladığıma göre Klark Kent gözlüklerimi artık çıkarabilirim. 🙂

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About devrimyalcin

devrimyalcin@hotmail.com
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.