İki kedim var. Daha doğrusu, iki kedi bana sahip. Kediciler kastettiğim hissi gayet iyi bilirler. Kediler kendi istedikleri zaman, kendi istediklerini yapmaya yatkındırlar. Örneğin, siz onları kendi iradenizle sevemezsiniz; onlar size, sizin onları sevme yetkisini verdikleri için sevebilirsiniz. Hoş, insanlarda da benzer etkileşim yasası geçerli değil mi?! Tek farkla… İnsanlar, onlarla olan denklemin maksimum ve minimum noktalarını mütemadiyen test ederler; en yüksek ve en düşük değerleri görmek isterler. Bu değerlere göre yönelimlerini belirler ve karar mekanizmalarını güncel değerlere göre sürekli canlı tutarlar. Bu karakteristik özellik insanları doğanın maksimal ve minimal yaratıkları haline getirmiyor mu?
Yine felsefik karmaşaya yol açmadan açıklamayı genişleteyim. Kediler ve sanırım diğer hayvanlar, hatta belki de bitkiler size alıştıklarında, belki sevdiklerinde -eğer öyle bir hissiyat mekanizmasına sahiplerse- kolay kolay bırakmazlar. İki kedim var demiştim. Aslında ben onların insanıyım. Her ne kadar beni biraz daha büyük bir kedi olarak gördüklerini arada bir düşünsem de. Beni acayip derecede önemsiyorlar: her yemekten sonra karnıma masaj yapmak için sıraya geçiyorlar, beni uyutmak için yanıma kıvrılıp mırıldanıyorlar, bazen ev sessizse beni neşelendirmek için şarkı bile söylüyorlar. Ben de onları önemsiyorum elbette: onlara masallar anlatıyorum, bazen şarkı mırıldanıyorum öğrensinler diye, bazen de onlarla karşılıklı konuşuyorum!! Hemen yadırgamayın, bilinen mental bozukluğum yok. Yani, eğer insanların acımasızlıklarına karşı olan saplantılı takıntımı saymazsanız normal birisi dahi sayılırım. Kastettiğim, toplumun normları değil; filozofların normları ama bu yazının konusu olmayacak zaten.
İnsanlar hem merhametlidir hem de acımasız. İnsanlar doğadaki en merhametli ve aynı anda en acımasız yaratıklardır. Nereden mi biliyorum? Kendim de bir insanım, dolayısıyla sosyal yaşamda gözlem yapma şansına sahibim.
Bazen kendinizi çok mutlu hissedersiniz, özellikle sevdiğiniz insanların yanında. Öte yandan sevgi tek taraflı bir duygudur: siz seversiniz ve karşılığının olduğuna inanmak istersiniz sadece. Oysa sevginin sosyal yaşamdaki karşılığı, kripto varlıkların ekonomik karşılığı kadar bile somut değildir. Öyleyse sevmekten doğabilecek mucizelere veya hayal kırıklığına hazır edin kendinizi!! Üstelik sevmenin derecesi de yok. Çocukken ebeveynlerimiz bize sorarlardı, onları ne kadar çok sevdiğimizi. Çocukken kollarımı neredeyse sırtımda birleştirecek kadar açardım ne kadar sevdiğimi gösterebilmek için: çok, çoook, çooookkk…
İnsanları seversiniz, hem de çok. İnsanlar da sizi severler. Bunu kanıtlayamam ama biliyorum, çünkü baştan söylediğim gibi ben de ortalama bir insanım işte; ben seviyorsam başkaları da seviyordur. Sevdiğim zamanlarda mucizelerle karşılaştım. Tıpkı bir fidana su verdikten sonra filizlenmesi gibi küçük bir duygu tohumu büyüyüp sizi sarmalayabilir hayatınızın büyük bölümünde. Bazen de bunların hiçbiri olmaz, sadece beklersiniz ve fidan elverişli şartlara sahip olmadığından hiç büyüyemeden kuruyup gider. Yine de siz bütün dünyayı ormanla donatmak istersiniz. Hayal kırıklıklarınız sizi yoldan çevirmeye çalışsa da pes etmezsiniz, dinlenip yeni fidanları yeşillendirmek istersiniz. Çünkü insanlar bu çabaya değerdir. Çünkü insanlar sizi mutlu eder. Tıpkı kediler gibi…
Bu denli severiz insanları da yine onlara hoyrat davrandığımız anlar, dönemler mevcuttur hayatımızda. Farkında olarak ya da farkına bile varmadan acımasız davranırız, üstelik sevdiklerimize bile. İki kedim var demiştim ya, bazen birbirlerini kıskandıklarında öyle davranıyorlar işte. Tıpkı insanlar gibi…
Sevginiz biriciktir ve karşılığının da öyle olmasını dilersiniz. Peki ya öyle değilse??! Hani, bir zamanlar e-posta hesapları arasında dolaşan bir mesaj vardı, “sevgi bankasındaki birikiminiz” diye başlayan; ya öyle materyalist bir bakış açısıyla portföy yönetiminin bir parçası olma durumunu nasıl değerlendirirsiniz? Bu sorunsal ciddidir; üzerinde düşünülmesi gerekir düşünceli insanlar tarafından.
İnsanları seversiniz, hem de çoğunu. Bunu içten içe bilirsiniz. Sizin sevgi bankasındaki bakiyenizi en iyi yine siz bilirsiniz. Herkesin aynı bankada hesabı olduğu varsayımıyla bile bu sistemdeki iniş çıkışları anlamak pek mümkün değildir. Bazen hiç tanımadığınız birini birden seversiniz, bazen de biri tüm bakiyesini bir anda sizin hesabınızdan çeker. Siz sevgi süreçlerini gözlemlemezseniz sorun yoktur; ama gözlemlemeye çalışırsanız süreci değiştireceğiniz kesindir. Tıpkı Schrödinger’in kedisi deneyindeki gibi…
Rasyonalite sevgiyi bozar, sevmek ise başlıbaşına irrasyoneldir. Öyleyse insanların aynı anda hem merhametli hem de acımasız olması aslında çelişkili değildir. İnsanlar, sizi dünyanın görüp görebileceği en iyi insan olduğunuza inandırabilir veya “iyi ama” diye başlayan bileşik tümceleri duymanızı sağlayabilirler. Öte yandan “ama”dan önceki tümcenin hiçbir önemi yoktur.