Kalan hayatımın birinci günü – Dünya tarihi: 08.02.2022

Her zaman düşünürsünüz veya duygulanırsınız. İkisinden biri. Uyurken bile, eğer rüyanızı hatırlayacak olursanız bu iki işlemden en az birinin bilincinize hakim olduğunu fark edersiniz. Ve siz bu süreçlerin ürünlerini, evet ürünlerini, paylaşmak istersiniz. İnsanın tabiatı böyledir. Kabus gördüğünüzde, tatlı bir rüyaya daldığınızda, hayaller kurduğunuzda, geleceği düşündüğünüzde, planlar yaptığınızda, adım atmaya yeltendiğinizde sizi dinleyecek birini ararsınız. Oysa insanlar sizi, sizin beklediğiniz gibi dinlemez çoğu kez. Dinlemezler, çünkü onların da anlatacakları vardır ve siz de onları dinlemediğinizden uzaklaşırsınız. Gerçi durum her zaman bu şekilde gerçekleşmez; bazen siz dinlersiniz ve hatta dinlenirsiniz. Özetle, hayatın küçük anlarını paylaşırsınız. İşte paylaşma anlarıdır hayatı çekilir kılan. Bir başkasının sizi hayatında paylaşacak biri olarak gördüğünü bilmektir.

Bazen de denize bir şişe içerisinde mesaj atarcasına konuşursunuz, yazarsınız; görülmek, dinlenilmek, anlaşılmak için. En azından merak uyandırmak için. Amacınız popüler olmak değildir; yani genel bir kesimin popülaritesine kavuşmaktan çok, sizi anlayacak birinin, belki hiç tanımadığınız gizemli bir yabancının ilgisini çekmek ve sadece ona seslenmektir.

Ne yazık ki şişedeki mesajların çoğu dalgalarla savrulur, kayalıklarda hazin bir sonla parçalanır gider. Entropinin acımasızlığına aldırmadan ve yine mürekkebin kurumasını beklemeden yine, yeni, yeniden mesaj pusulasını hazırlayıp şişenin mantarını kapatırsınız ve var gücünüzle maviliklere fırlatıp o şişenin sağsalim doğru kişiye ulaşmasını umarsınız. Bu eylem hiçbir ekonomi denkleminde yer almaz; çünkü arz ve talebin nerede kesiştiği belli değildir, dengeden bile söz edilemez zaten.

Bu sabah çok erken saatlerde birden uyandım. Gözümü açmadım ama zınk diye uykum bölündü bir an. Sonra farkettim ki kelimelerle düşünüyorum. İlk bakışta saçma gelse de normalde kelimeler düşünce hızıma erişemez; yani bir düşünceden diğerine çağrışımlar anlık olur. En azından benim sürecim genellikle böyle ilerler. Bu sabah uyandığımda ya düşüncelerim çok yavaşladı ya da kelimeleri seçtiğim nöron bağlantıları iyice berraklaştı. Oysa bir kez gördüğüm insanın yüzünü hiç unutmasam dahi ismini hatırlamam için yüzyıllar geçer. İşte bu sabah senkronizasyon bozukluğu ortadan kalkmış biçimde güne başladım. Kelimeler, kelimeler, kelimeler… Neredeyse Şekspir gibi hissetmeye başlamıştım kendimi. Tek farkla; bu kelimeler bir tiyatro oyununa değil, şişedeki mesaja aitlerdi. Şiir filan da değil. Filmlerde, romanlarda karşılaştığınız türden “buradayım” içerikli mesajlar. Çok geçmeden gözlerimi açtım.

Güne, daha önce planladığınız bir işle başlamak sert bir kahve içerek ayılmak gibidir. Odaklanmaya çalışırsınız, kendinizi motive etmenin yollarını ararsınız. Diğer taraftan aklınızın bir yanı hep o fırlattığınız şişenin akıbetindedir. Ya birisi bulduysa?? Ya da daha kötüsü, kimse bulamazsa. Bu tür kaygılardan uzaklaşmanın en sağlam yolu, en iyi bildiğiniz işi yapmaktır. Kimisi için çalışmak, okumak, spor yapmak, meditasyona girmek, ibadet etmek, konuşmak, yazmak veya sadece zamanı paylaşmak. Şansınız varsa kaygılarınızdan bir süreliğine uzaklaşırsınız ama onlardan saklanamazsınız, eninde sonunda gelir sizi bulurlar. Mesajım ne oldu??

Bugün, yani “bundan böyle” anlamında bugün, dünyamızın her tarafına plastik parçası gönderebildiğimiz bugün bile, ironik şekilde hayat şablonlarımız mahrumiyet bölgesine dönüşmüş halde. “Para” adı verilen akışkan bir nesne, girdiği hayata şeklini veriyor uzun ömürler boyu. Halbuki akışkanlar, girdiği kabın şeklini alır diye öğrenmiştik fen dersinde. Eminim ki bundan binlerce yıl önce de finansal krizler vardı, enflasyondan muzdarip insanlar dertleşiyordu bizimle aynı göğün altında. Ve yine eminim ki binlerce yıldır sayısız mesaj şişesi atılmıştır denizlere. Bir taraftan hayata hükmettiğini sanıyor insan, diğer taraftan hayata tutunmaya çalışıyor. Herhalde başka hiçbir canlıda böylesine geniş bir şımarıklık marjı yoktur. Halbuki en üstün üstündeki krem tabakada da yaşasanız ya da sürü bağışıklığına terk edildiğiniz dünya ölçeğindeki bir laboratuvarın sıradan deneklerinden biri de olsanız en derinde tek bir şeye dair kaygınız var: fırlattığınız şişedeki mesajın sahibini bulması.

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About devrimyalcin

devrimyalcin@hotmail.com
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.