Kalan hayatımın birinci günü – Dünya tarihi: 05.12.2021

Matematik yaparken bazı temel varsayımlara ihtiyaç duyarsınız. Öyle ki bu varsayımlar, olası tümü içerisinde en sade olanlarıdır ve mümkün mertebe sayıları en az olmalıdır. Yani daha az sayıda bir varsayımlar kümesi ile tüm matematiksel kurgu sağlanabiliyorsa tercih sebebidir. Böylelikle en temel düzeyde bu varsayımların, iki dünyayı birleştirdiği düşünülebilir: matematik dünyası ile “gerçek” dünya. Gerçi hangisinin hangisi olduğu bile tartışmalı, ancak bu bir meta-tartışma konusudur. Biz yine en temel varsayımlarımıza geri dönelim; aksiyomlarımıza.

Örneğin, ayakta kalma gücümüzü veren bir aksiyom, birinin sizi sevdiğine inanmanızdır. Bunu asla bilemezsiniz, sadece kabul edersiniz ve belki de öyle olmasını istediğiniz için buna inanırsınız,inanmaya çabalarsınız belli belirsiz. Her nasıl oluşursa oluşsun, bu düşünce asla yok edilemez biçimde aklınızda filizlenir. Ve sizin için “gerçek” ile gerçek olmasını istediğiniz arasında ayrım yapmak üssel bir hızla kontrol edilemez hal alır. Öyle ya, daha baştan hangi dünyanın “daha” gerçek olduğundan bile emin olamadığımızı söylemiştim. 

Herkes benim rüyamda birer rol sahibi de olabilir ya da ben, bir başkasının rüyasındaki rollerden birini kapmışımdır. Çözünürlüğü yeterince yüksek bir rüyada mantıklı düşünmeniz de mümkün. Hatta rüyadayken dahi, düşlediğimiz dünyanın gerçekliğini tartışıyor olabiliriz. Üstelik, rüyaların boyutu hakkında elimizde bir delil de yok. Üç boyutlu bir dünya size yetiyorsa gerçek odur. Zamanda ileri, geri hareket etmeyi düşleyenler için gerçekler, alışageldiğimiz neden-sonuç ilişkisini yansıtmayacaktır. Ve daha da ötesi, başka boyutlarda bilinçli olarak deneyimleyemediğimiz düşler. Bunların hangisinin gerçek olduğunu asla bilemeyeceğiz belki de. Daha da kötüsü, hangisinin “daha” gerçek olduğuna dair bile ortak görüşümüz olmayacak. Herkes, kendi dünyasını kavrayabilir(!) ancak. Benim dinlediğim Bach, sana mavi rengi ifade ediyor olabilir. İşte tam da bu sebeple, herkes kendi aklından memnundur. Hepimiz kendi başımıza kavradığımız dünyanın baş rolündeyiz.

Söze matematikle başlamıştık. İlk feylesoflardan neredeyse günümüze kadar, bazılarının Tabiat Ana tabir ettiği doğanın dilinin matematik olduğuna inanılırdı. Neden olmasın?! Doğa, matematik örgüyle kuşanmış olabilir. Her yeri denklemlerle boğmadık mı şimdiye kadar. Ağaçtan düşen elmaya bile formül bağladık. Sonra da bilimi sınıflandırdık, deneysel ve kuramsal diye. Kurama ne kadar kafa yorduysak o denli şiir güzelliğinde bir evren kurmaya çalıştık kâğıt üzerinde. İş uygulama tarafına geldikçe ise bir o kadar kesinlikten uzaklaştık. Oysa bilimin ortak dili nesnel ölçüme dayalı denklemlerdi. 

Hadi bilimi bir kenara bırakalım şimdilik; matematiğin kendisi bile tek olmayabilir. Çoklu evrenleri filan kastetmiyorum, “şimdi” “yaşadığımız” evrenimizin bir başka köşesinde farklı matematik çatısı “çoktan” kurulmuş olabilir. Elbette, olmayabilir de. Bunu, ne yazık ki hiçbir zaman “bilemeyeceğiz”; çünkü bizim kavrama becerimiz evrenimizin sadece “bu” köşesine göre. Kesin olarak bildiğimiz (ya da bildiğimizi sandığımız) tek matematiksel gerçeklik şu ki hangi evrenin neresinde olursa olsun herhangi bir matematik çatısının kendi içerisinde “tam” olarak tutarlı olup olmadığını bilmedik, bilmiyoruz ve bilemeyeceğiz. Biraz basitleştirerek somutlaştırmak gerekirse, iki kere ikinin dört edip etmediğinden ziyade, hangi sonucun tutarlı olduğunu asla tam olarak bilemeyiz, demeye çalışıyorum. Çünkü matematik, biz onu düşünmeden önce de var mıydı, ondan bile tüm benliğimizle emin olamıyoruz. Neden, bazı sayılara doğal dendiyse, işte öylesine kestirip atıyoruz bu noktayı.

Peki, neden bunca laf salatası. Kurallar çalışıyor mu veya en azından kural var mıdır bilemem, ancak yaşadığımız uzay-zaman bölgesinde bir rüya içerisindeysek dahi bazı aksiyomlarla çalıştırıyoruz aklımızı. Hani, demiştim ya, birinin sizi sevdiğini asla bilemezsiniz ancak onun sizi sevdiğine inanma düşüncesi belirebilir aklınızda. E, bu düşünce de ikinizden birinin daha “gerçek” olduğunu göstermez mi! Öyleyse, bir başkasının rüyasındaki karaktersem bile “karakterler arası gerçeklik sıralamasını” düşünebilecek kadar gerçeğim. Belki de rüyadaki karakterler de en az rüyayı gören kadar gerçektir.

Sizin gördüğünüz, rüyanın bir parçasıdır. Rüya sizin de olsa, bir başkasının rüyasında da olsanız değişen bir şey yok: kavrayabildiğiniz kadar o dünyanın parçasısınız. İşte o parçada sizin tek bildiğiniz, kimi sevdiğinizdir. Kimin sizi sevdiğini asla bilemezsiniz. Siz sadece düşünebilirsiniz ve sevebilirsiniz ama farkında olarak sevilemezsiniz. Bu çıkarımdan elde ettiğim, sadece bir şarkı sözü şimdilik: hep yalnızlık var  sonunda, yalnızlık ömür boyu.

Tüm bu serbest düşünceler aşırı saçma görünüyorsa, siz de kendi temel varsayımlarınızı sınayın derim. Aksiyom neydi, aksiyom düşünmekti. Düşünün bakalım, düşündüklerinizin aksiyomu da sizi düşünmek mi.

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

About devrimyalcin

devrimyalcin@hotmail.com
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.